BAŞLIK 2: BİRAZ DA AHMED CÜZEYRİ
Ahmed Cüzeyrî Hazretleri 1480 yılında Cizre’de doğar ilim ve irfan geleneği güçlü bir ailede yetişir, eğitimini âlim ve fazıl olduğu belirtilen babası Muhammed Efendi'den alır. Arapça ve Farsçayı öğrenir, daha sonra Diyarbakır, İmadiye ve Hakkâri gibi ilim merkezlerinde tahsil görür. Tahsilini tamamladıktan sonra Diyarbakır'dan icazetini alır.
Cizre'ye döndüğünde Seyfiyye Medresesi'nde ve Cizre emirinin çocuklarına ve yakınlarına eğitim verir, Ancak şiirlerindeki tasavvufî aşk ve derin mânâlar bazı kimseler tarafından yanlış anlaşılınca Diyarbakır'a gönderilip hapsedilir. Yedi yıl hapiste kalır.
Hapiste bulunduğu sırada Cizre emiri İkinci Şeref'e ulaşmak ister fakat ulaşamaz, daha sonra içinde kendisini anlatan bir mektubu yazar kamışın içine koyar, kamışın ağzını kapatarak Dicle Nehri'ne bırakır,
Kamış Dicle'nin akıntısıyla ilerleyerek emirin bahçesine kadar ulaşır, emir kamışı bulur ve içindeki mektubu okur, böylece Ahmed Cüzeyrî'nin suçsuz olduğu ve büyük bir ilim ve irfan ehli bulunduğunu anlar ve cezaevinden çıkmasına vesile olur, daha sonra Cizre'ye davet eder.
Cizre Emiri İkinci Şeref Cizre’de Medresetü'l-Hamrâ, yani Kırmızı Medrese, yaptırır ve Ahmed Cüzeyrî’yi buraya müderris tayin eder ve Cüzeyri hayatının önemli bölümünü ilim öğretmekle burada geçirir.
Ahmed Cüzeyrî yalnızca bir medrese hocası değil, aynı zamanda güçlü bir şairdi. Özellikle tasavvufî aşkı, insanın nefisle mücadelesini, Allah'a yönelişi ve mürşide bağlılığı şiirlerinde işler. Yaklaşık iki bin beyitlik Divanı ile meşhur olur.
Ahmed Cüzeyrî, Cizre Emiri İkinci Şeref'in oğlu Emir İmâdeddîn ile yakın dostluk kurar, ikisinin karşılıklı şiirler söylediği ve bu şiirlerin daha sonra “Molla dedi, Emir dedi” anlamındaki eserlerde toplandığı aktarılır.
Bu dostluğun vefatlarından sonra da devam eder, Ahmed Cüzeyrî ile Emir İmâdeddîn'in Kırmızı Medrese'de aynı kubbe altında yatmaktadırlar.
GÜZEL SÖZLERİ
- “Sabır acıdır; meyvesi tatlıdır.
-Kavuşmak isteyenler sabreder, dertlere katlanırlar.”
- “Biz sıradan kimseler değiliz, zamanın müftüleriyiz, buna rağmen bir mürşid-i kâmilin elimizden tutmasına ihtiyacımız vardır.”
- “Âmâlar rehbersiz Kâbe'yi tavaf edebilirler; fakat Hacerü'l-Esved'i bulamazlar.”
- “Sakın kendini dünyanın değersiz parasına satma!”