Adıyaman Manşet Haber Sitesi
Adıyaman Manşet Haber Sitesi
KÖŞE YAZISI

BİRAZ DA SEYYİD AHMED HİCABİ EFENDİ

Ali Bahattin YETİŞ Ali Bahattin YETİŞ Yazarın tüm yazıları
11-09-2026 11:23 2 dk okuma 303
Paylaş:

BAŞLIK 2: BİRAZ DA SEYYİD AHMED HİCABİ EFENDİ

Seyyid Ahmed Hicâbî Efendi 1826 yılında Kastamonu'da dünyaya gelir, babası, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin halifelerinden Ahmed Siyâhî Efendidir.

Kaynakta anlatıldığına göre küçük Ahmed, babasının dergâhına giden yol üzerinde bulunan Hacı Mustafa Efendi'nin türbesinin bulunduğu yere giderdi, Rivayete göre türbeden çıkan bazı kimseler onu içeri alır, kendisine çeşitli nimetler ikram eder ve sonra dışarı çıkarırlardı, bu olay birkaç defa tekrarlanır.

Bir gün anne ve babası Ahmed Hicabı ararken türbeden çıkarken görürler, daha da dikkat çekici olan, Ahmed'in 12 yaşına kadar buranın bir türbe olduğunu bilmemesi ve orayı bir zatın evi zannetmesidir. Türbenin ne olduğunu öğrendikten sonra bu hâllerin bir daha tekrarlanmaz

Ahmed Hicâbî İlk olarak Hüseyin Hüsnü Efendi'den Kur'an-ı Kerîm öğrenir, daha sonra babası Ahmed Siyâhî Efendi'den, sarf, nahiv, fıkıh, hadis, kelâm okur, Keskinzâde Ahmed Erîb Efendi'den ilim ve irfan, Kara Kadızâde Mustafa Efendi'den ferâiz, Mahcûbî Efendi'den hadis tahsil eder, Babası 1849'da kendisine icazet verir.

Keskinzâde Ahmed Erîb Efendi'nin vefatından sonra İstanbul'a gider, burada Müneccimbaşı Tâhir Efendi'den hikmet ve astronomi,  Mehmed Rüşdî Paşa'dan mantık ve beyan, Hâzım Efendi'den maânî ve usûl-i fıkıh dersleri alır, fakat İstanbul'daki hayatının en önemli taraflarından biri de Abdülfettâh-ı Akrî Hazretleri'nin hizmetinde bulunması.

Ahmed Hicâbî 1856'da Kastamonu'ya döner Kastamonu’da müderrislik yapar, öğrenci yetiştirir, vaaz ve nasihatlerde bulunur, kalan zamanını da dergâhta zikir ve sohbetle geçirir.

Hayatının son döneminde uzun süren bir kalp rahatsızlığı geçirir, buna rağmen hastalığından şikâyet etmediği ve kendisine sorulduğunda: “Rabbimizin keremine şükür, âfiyetteyim derdi, bu söz onun sabır ve şükür anlayışının en meşhur ifadelerinden biri haline gelmiştir.

Hayatının son döneminde doktorların oruç tutmasının hastalığını ağırlaştırabileceğini söylemelerine rağmen Ahmed Hicâbî'nin şu sözü söylediği aktarılır:

“Böyle bir mübarek aya ulaştık, bundan sonra bizim için nasip, kısmet mukadder değildir, borçlu gitmeyelim.”

Kastamonu'da 1888 yılında vefat ederi ve babası Ahmed Siyâhî'nin kabrinin bulunduğu yere defnedildi.

ŞİİRLERİNDEN BİR GAZEL

Şu dem ki gönlüm oldı derd-i aşkın mübtelâsından
Gözümde oldı bir hûn âteş-i hecrin belâsından

Beni bend eyledi mecnûn gibi ol zülf-i cân-bahşı
Amân mest-i müdâm oldum bu ihsânın safâsından

Yakup bu cânımı aşk-ı Cenâb-ı Şâh-ı Levlâk
Geçürdi dünyevî vü uhrevî hep mâ-sivâsından

Hayât-ı câvidânî üzre vaslın eyleyüp ümmîd
Zebîh olsam akan kanlar yazar aşkın hevâsından

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ

Gönlüm aşk derdine tutulduğu andan beri,
Ayrılığın ateşi gözlerimde kanlı yaşlar meydana getirdi.

O can veren sevgilinin saçları beni Mecnun gibi kendisine bağladı;
Onun lütfunun verdiği mutlulukla kendimden geçmiş bir hâlde kaldım.

Bu canımı, Allah'ın sevgisinin aşkıyla yakarak
Beni dünya ve âhirete ait her türlü mâsivâdan uzaklaştırdı.

Ebedî hayata kavuşmayı ümit ederek
Aşk yolunda kurban olsam, akan kanlar bile aşkının hikâyesini yazardı.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Adıyaman Manşet Haber Sitesi yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Ali Bahattin YETİŞ — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.