BAŞLIK 2: BİRAZ DA BESNİ’Lİ SIDKİ EFENDİ
Sıdkî Efendi, 1845 yılında Besni'de dünyaya gelir ailesi Sâdık Ağazâdeler olarak bilinen köklü bir aileye mensup olduğu belirtilmektedir. Babası Sâdık Ağadır. O dönemde Besni, Osmanlı idarî teşkilatı içerisinde önemli bir yerleşim merkezidir. Şairin çocukluğu ve gençliği böyle bir ilmî ve kültürel ortam içerisinde geçer.
Sıdkî Efendi'nin ilk eğitimini Besni'de alır küçük yaşlardan itibaren dönemin geleneksel eğitim kurumlarından ve âlimlerinden yararlanır. Lüzûmî Efendi, Âsım Efendi ve Rıfat Baba gibi isimler bölgenin kültür hayatında önemli yer tutar.
Sıdkî Efendi'nin hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri Şam'da yaptığı yüksek tahsildir. Kaynaklarda, ilk eğitiminden sonra yükseköğrenimini Şam'da tamamlar, Şam, Osmanlı döneminde yalnızca önemli bir şehir değil, aynı zamanda büyük bir ilim, kültür ve tasavvuf merkezedir, burada Arap ve Fars kültürünün güçlü etkileriyle karşılaşması, Sıdkî Efendi'nin şiir dünyasının gelişmesinde önemli rol oynar.
Sıdkî Efendi yalnızca şairlik yapmamış, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde çeşitli memuriyetlerde de bulunmuştur, hayatının büyük bir kısmı devlet memurluğu içerisinde geçmişti.
Düyûn-ı Umûmiye'de, çeşitli banka memurluklarında, ayrıca Besni'nin köylerinde tahsil müfettişliği görevlerinde, bulunduğu belirtilmektedir, köylerdeki görevleri sırasında vergi tahsili ve özellikle öşür vergisiyle ilgili işlerde çalışır, bu durum onun hayatının yalnızca medrese ve şiir çevresinde geçmediğini göstermektedir.
Sıdkî Efendi uzun yıllar memuriyet yaptıktan sonra 1910 yılında emekli olur, böylece hayatının önemli bir bölümünü devlet hizmetinde geçirmiştir. 1910'dan sonraki yıllarını daha çok edebî çalışmalara ayırır. Besnili Sıdkî Efendi 1925 yılında besinde vefat eder türbesi Besni eski mezarlıktadır, böylece Osmanlı Devleti'nin son dönemini ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını görmüş bir şair olarak tarihe geçer.
Sıdkî Efendi'nin gazellerinde aşk ve ayrılık önemli bir yer tutar, sevgilinin güzelliği karşısında âşık acizdir, sevgilinin ilgisizliği âşığın gönlünde yara meydana getirir. Bu geleneksel divan şiiri anlayışında âşık sabreden, çile çeken, bekleyen, hasret duyan, sevgilinin kapısından ayrılmayan kişidir.
SIDKİ EFENDİNİN ASIL GAZELİ
Hayâl-i serv-kaddin gözde kaldı
Temennâ-yı visâlin sözde kaldı
Dirîgâ gitdi elden lâle haddın
Fitîl-i dâğ-ı hasret özde kaldı
Yitirdim subh-ı rûyun şâm-ı zülfün
Gözüm gâh gece gâh gündüzde kaldı
Sabâ lutf et getir hâk-i mezârın
Devâ-yı derd-i dil ol tozda kaldı
Kebâb olmak için bezm-i firâka
Ciğer lahtı yapışdı közde kaldı
İçerden şem'-tek sûzân olur dil
Hemân âsâr-ı hande yüzde kaldı
Kesildi rişte-i ümmîd Sıdkî
Emeller ârzular gözde kaldı
BU GÜNKÜ TÜRKÇESİ
Servi gibi uzun boyunun hayali gözlerimde kaldı;
Sana kavuşma isteğim ise yalnızca sözde kaldı.
Yazık! O lale gibi güzel yüz elden gitti;
Hasret yarasının fitili ise gönlümün özünde kaldı.
Senin güneş gibi parlak yüzünü ve gece gibi siyah saçlarını kaybettim;
Gözümün önünde artık yalnızca gece ve gündüz kaldı.
Ey sabah rüzgârı, lütfen onun mezarının toprağından getir;
Gönül derdimin ilacı belki o tozda kalmıştır.
Ayrılık meclisinde kebap olmak için
Ciğer parçalarım közün üzerinde kaldı.
Gönül içeriden mum gibi yanıp duruyor;
Yüzümde ise sadece bir tebessümün izleri kaldı.
Sıdkî, artık ümit bağı koptu;
Bütün dilekler ve arzular gözlerde kaldı.
ASIL GAZEL
Sanma kim pest-pâye 'izz ü câh ile rif'atlenir
Kibr eden ikbâlde idbâr ile zilletlenir
Mey tevâzu'la ayağa etdiğiçin ser-fürû
Sağar-ı zerrîn ile başa çıkıp hürmetlenir
Pâk-tıynet olsa mihnet-dîde etmez intikâs
Hâk-i zerrîn âteşe girmek ile kıymetlenir
Âh-ı mazlûmu egerçi kimse ısğâ eylemez
Dergeh-i Mevlâ'da ammâ gör nice dehşetlenir
Ârzû-yı nefsini ta'kîb eden ehl-i hevâ
Olsa da erbâb-ı 'iffetden yine töhmetlenir
Çeşm-i bî-mâr-ı nigâr ile olanlar mübtelâ
Sıdkî-i şeydâ gibi günden güne illetlenir
BU GÜNKÜ TÜRKÇESİ
Sanma ki düşük makamlı bir insan, mevki ve makam sayesinde yükselir;
Kibirlenen kişi, iktidar ve refah içindeyken bile sonunda düşer ve zillete uğrar.
Şarap, tevazuyla ayağa eğildiği için başköşeye yükselip hürmet görür;
İnsan da tevazu sahibi olursa değer kazanır.
Temiz karakterli insan sıkıntı çekse bile değerinden bir şey kaybetmez;
Altın toprak bile ateşe girerek değerini ortaya çıkarır.
Mazlumun âhını belki dünyada kimse dinlemez;
Fakat Allah'ın huzurunda onun nasıl karşılık bulacağını gör!
Nefsinin arzularının peşinden giden insan, kendisini iffetli gösterse bile
sonunda suçlanmaktan kurtulamaz.
Sevgilinin hasta edici gözlerine tutulup kalanlar,
Sıdkî gibi divane âşık oldukça günden güne derde düşer.